« Önceki |
Bir bardak çay deyip geçmeyin aslında birçok gerçegi gösterir hayatımızdan bir kesittir. Çayın Alt Demliği "KAYNANADIR" Sürekli Kaynar Durur. Hatta: Dikkat edilmezse TAŞABİLİR Üst demlik " GELİNDİR" Alt demlik kaynadıkça onunda Hareketi artar. Ama Zamanla da Olgunlaşır ve Demlenir.... ... "GELİNİN KOCASI ise Bardaktır. Her iki Çaydanlıktan da Yeterince Nasibini Alır. Biraz Kaynana Doldurur onu; Birazda Gelin... Bu nedenle de Denge Unsurudur. Açık yada Demli çayın Hoşa gitmemesi Bundandır.... . "ÇOCUKLAR" Çayın Şekeridir. Tat verir. Çok Şeker Çayın Lezzetini Bozar. Şekersiz Çaya alışanlara ise Bir tanesi bile... Fazla Gelir..... "GÖRÜMCE" ise Çay kaşığıdır. Arada Bir gelir; Karıştırıp Gider.... "KAYINPEDERE GELİNCE" o da " Çay Tabağı"dır. Çayın Demine, Suyuna Karışmaz; Bir Kenarda Lök Gibi Oturur. Sadece Dökülenleri Toplar ve çevreye zarar vermesini engeller. Ancak; Ara sıra boşaltılması gerekir, Yoksa Taşıp Herşeyi Berbat edebilir. "ÇAY SÜZGECİ" Ailenin Sahip olduğu Değerlerdir. Aileyi Dış Müdahalelerden Korur. Delikler Büyük olursa ! Çayın Tadı Kaçar. Suyu Isıtan "ATEŞ" ise HOŞGÖRÜDÜR. O Olmadan Çay da Olmaz. KISACASI Bir Bardak Çay "AİLEDİR" ve Ağız Tadıyla içilen Bir Bardak çayın Üstüne Yoktur |
Kutsadı kalbimi sevda mabedi
Bir yâr sevmişim ki gözleri suzan
Sinemde türküsü çalsın ebedi
Bir yâr sevmişim ki yüreği ozan
Uğruna cansuyu dökesim gelir
Gönlüne lav olup akasım gelir
Bağrına karanfil dikesim gelir
Bir yâr sevmişim ki baharı hazan
Yunus’ça dillendim şiirler yazdım
Veysel’le yoruldum gurbeti gezdim
Züleyha’n oldum da hasreti sezdim
Bir yâr sevmişim ki sevdası hazin
Geceyle bitmedi derdim söyleşim
Yıldızlar şahittir kanlıdır yaşım
Bahtımdan karadır yazmalı başım
Bir yâr sevmişim ki ruhumda gezen
Yanardağ içinde küldür döşeğim
Yoruldu yüreğim,sabır beşiğim
Önüm de uçurum bak düşeceğim
Bir yâr sevmişim ki mezarım kazan
Meryem ASLAN

Henüz suskuya teslim olmadan
Şimdi dinle beni
Arkadaşım
Arkadaşlığını göster bana
Son defa
Kar bakışlarınla boğma beni
Çek artık üstümden
Ağır beyazlığı
Bilirsin hiç sevmedim bu rengi
Hasretim nicedir
Gözlerim yeşil seyreder evreni
Yüreğim bile yeşil
Arkadaşım
Yeşili çalınmış düşler neyime
Adım çıktı veremliye
Kör talihimden ikramiye
Suçumu cennetim bil sen
Nar-ı cehenneme ilk nefes an’ı
Vasiyetim
Kefenimi de yeşil ısmarla
Bil ki o zaman kavuşacağım !!!
Meryem ASLAN
Taşların büyülü diyarı: ASSOS
Özellikle günbatımında etkileyici bir manzara sunan Athena Tapınağı, 6. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş.
Yüzyıllara tanıklık eden taşların sessiz tarihi, buram buram Ege kokan rüzgârın teninizi ve dalgaları süpürdüğü bir hava, serin bir deniz ve sükûnet. Bunlar sizi cezbetti mi? O zaman biraz daha devam edelim: Balık, dağ kekiği, damla sakızlı kahve, şezlong ve minder konforunu birleştiren iskeleler, zeytinyağı, gün batımı ve aşk da Assos'ta sizi bekliyor..
KÜÇÜK bir valiz toplayın; içinde mutlaka mayonuz, havlunuz, kitabınız, akşam saatleri için ince bir hırka ve fotoğraf makineniz olsun. İki günlüğüne de olsa düşün yollara. Pişman olmayacaksınız! İstanbul'dan yola çıkanlar için Balıkesir, Edremit, Altınoluk güzergâhları izlenerek veya Çanakkale yolundan İzmir yolu takip edilerek gidiliyor bu yöreye. Behramkale'ye yaklaştığınızı, köyün girişini haber veren taş köprüden anlıyorsunuz. Sonra sağlı sollu taş evler, butik oteller görüyorsunuz. Artık, dönüşte valizinize doldurup yanınızda götürmek isteyeceğiniz bir atmosfer çoktan etrafınızı sarmış oluyor bile... Şimdi, bir yandan taş evlerin mimarisi gözünüzü okşayacak, diğer yandan tarihin izlerini taşıyan antik liman kentiyle tanışacaksınız. Bundan sonrasında, Assos sizi teslim alacak. Taş, yörenin kendine özgü dokusunda başrol oynuyor. Yollar, evler, oteller, restoranlar, çay bahçeleri hep taşla inşa edilmiş. Assos kedilerinin yastıkları bile taştan. Şunu da belirtmeden geçmeyelim: Antik dönemde Assos'un taşları zor işlendiği ve çok dayanıklı olduğu için -biraz korkutucu ama- "İnsan yiyen taşlar," denirmiş. Assos, bir antik liman kenti olmasına karşın yerleşim ve deniz arasında 200 metrelik bir seviye farkı var. Biz deriz ki; Bemramkale'nin evlerini geride bırakın; deniz seviyesine, limana doğru kendinizi bırakın. Bu sırada antik kentin kalıntılarının yanından geçeceksiniz. Geçin gidin, çünkü tarihi kalıntılar Athena Tapınağı'nın sütunları sizi günbatımı için bekliyor olacak. Limana indiğinizde benzersiz bir Ege sahiliyle karşılaşacaksınız. Otellerin dokuyla uyumu, başka tatil beldelerinde böylesine pek alışık olmadığımız için sizi şaşırtabilir. Daracık sokaklarda konuklarını bekleyen sıra sıra oteller ve pansiyonlar var. Konaklama için önceden rezervasyon yaptırmanız tavsiye edilir. Özellikle hafta sonları, yer bulmak oldukça zor. Eğer denizin hemen kıyısındaki otellerden birinde kalacaksanız deniz gören bir odayı tercih edin. Manzaranın ve camdan uzatsanız ayağınızı denize sokacakmış gibi hissetmenin keyfine diyecek yok. Konaklayacağınız yeri ayarladıysanız limanda küçük bir tur atabilirsiniz. Restoranlar, küçük şirin barlar, dondurmacılar, yöreye özgü takılar ve süs eşyası konusunda fikir edinin; sonra da renkli minderlerin yer aldığı iskelelerden denize girin. Suyun soğuk olduğuna bakmayın iki dakika içinde ürpermeniz sona erecek. Hava yavaş yavaş kararmaya başladığında, oteldeki akşam yemeğini (genelde pansiyon ve otellerdeki konaklama ücretine kahvaltı ve akşam yemeği dahil) kaçırmayacak şekilde zamanı ayarlayın ve tarihi kalıntılara doğru yola çıkın. Önce tarihi tiyatroyu göreceksiniz. Tiyatroyu gezdiniz; o zaman günbatımı için köye doğru yola devam. Behramkale'nin yüzü kuzeye dönük ama antik kent Ege'ye bakıyor. Buradaki kalıntılar yüzyıllardır Ege'nin imbat rüzgârına göğüs geriyor. Giriş biletinizi aldınız. Artık MÖ 10. yüzyılda Metymna (Midilli) halkı tarafından kurulduğu söylenen tarihi Assos'u soluyorsunuz. Tarihin tanıkları taşlar ve Athena Tapınağı'nın yeniden ayağa kaldırılmış sütunları karşınıza çıkıyor. Şimdi güneş de günbatımının kızıllığını almışken deklanşöre basmanın; anı ölümsüzleştirmenin tam zamanı.
